KÜBEY HÂTUN VE OYUNCAKLAR

Göktürk Ömer Çakır

 

Yunan mitinde Admetos, canına karşılık can isteyen ölümden kurtulmak için ana-babasına gider; ama reddedilir. Teklifini kabûl eden karısıdır. Bu, bizdeki Deli Dumrul'la çok benzeşir. Gerçi Deli Dumrul karısının teklifini reddedip Allah'a ikimizin de canını al diye yalvarır. Admetos ise maşaallah karısının teklifini hemen kabûl eder; zavallı kadın Herakles tarafından ölümle (Thanatos) savaşılarak kurtarılır. Görüldüğü gibi Deli Dumrul, şahsında Herakles'i ve Admetos'u birleştirmiştir. Benzer durum Odysseus ile Basat ve Beyrek arasında da söz konusudur. Odysseus da Basat da Tepegözle (Yunan versiyonu: Polyphemos) vuruşur, kör eder ve benzer şekilde koyun postuna saklanıp kaçarlar. Odysseus ve Beyrek ise uzun bir ayrılık sonrası evlerine dönerler, ikisini de kimse tanımaz. İkisinin de sadece kendilerinin çekebildiği yayları vardır ve her ikisinin de düşmanları bu yayları germeyi deneyip başaramamıştır. Karısı, Beyrek'i altın yüzüğün sırrını bilmesi sâyesinde tanır. Penelope de Odysseus'a ahşap yataklarının sırrını sorup o olduğuna ikna olur. Kısacası; Yunan mitleriyle bizim Oğuz mitleri arasında daha çok benzerlikler var[1]. Peki, Dede Korkut boylarını söyleyenler birer Homeros okuyucusu muydu? Şüphesiz hayır; ama nasıl oldu da bu temaları neredeyse örtüşen özne ve olaylarla başka bir kültür havzasında dillendirebildiler? İnsan anlağının dünyanın dört bir yanında ürettiği müşterek ve evrensel eğilimlerin açıklaması bu yazının konusu değil; fakat şüphesiz Dede Korkut Homeros’tan, Basat, Odysseus’tan, Deli Dumrul Admetos’tan daha sıcak ve yakın gelir bize, çünkü bizdendir. Türk gönlümüzü, Türk ruhumuzu ısıtan, onların hikâyeleridir. Bununla birlikte sanatın, felsefenin, bilimin en temel kavramları Yunan mitleriyle dolmuş ve evrensel kültüre dâhil edilmişlerdir. Neden bir Oidipus kompleksi var da baba-oğul geriliminin evrensel öznesi Boğaç olamamış? Bunun şüphesiz Batı uygarlığının Yunan geçmişini mehaz alan bakış açısıyla çok kuvvetli bir ilgisi var; ama bizim ilgisizliğimiz ve sanatçılarımızın millî ruhu evrensel temalar hâlinde işlemekten kaçınan tercihleriyle de ilgisi var. Yakın zamanda bunun tam tersi bir örnekle karşılaştım. Bu örnek, Oğuz sahasından uzak olmakla birlikte, daha kadîm zamanlara inen, Yakut mitolojisinin hayat veren tanrısal figürlerinden Kübey Hâtunla ilgiliydi.  Yakutlar’da, Âdem gibi insanın atası olan Er-Sogotoh’un âilesi şöyle anlatılır:

 

 

 

“Gök Tanrısı Er-Toyon onun babası imiş!

Karısı Kübey-Hatun onun anası imiş!”[2]

Sâdece Gök Tanrının karısı ve ilk insanın anası olmakla kalmayıp Yakutlar’da hayvanların, insanların koruyucusu ve bir doğum tanrıçası olan ve Umay’la da benzeşen bu apotropeik figür, inanışa göre bir ağacın içinde yaşarmış. Çoğunlukla bir kayın ağacı şeklinde tasavvur edilen bu hayat veren dünya ağacına çaput bağlayarak tâzim eden atalarımızın Kübey Hatun’un şahsında kuvvetli bir tabiat kültünü yaşattıkları anlaşılmaktadır[3]. Pekiyi Dede Korkut’la Yunan mitlerindeki benzerlikler ve millî mitolojimizin evrenselleştirilememesi konusunda dertlenmekten Kübey Hâtuna neden geldim? Şu sebepten: Geçen sene Kasım ayı içerisinde Avrupa’nın tüm Oyuncak Müzeleri TOYCO projesi kapsamında İstanbul Oyuncak Müzesinin kurucusu Sunay Akın’ın başkanlığında İstanbul’da biraraya geldiler. Geldiler; ama Sunay Bey bu güzel toplantı için doğum yapan kadınların koruyucu tanrıçası olan Yunan Hera’sını tema olarak seçmek yerine kalkıp taa Yakutistan’a, Türk irfanının köklerine el atarak Kübey Hatun’u seçti ve Türk tekstilinin oyuncak kültürüne katkısını da vurgulamak maksadıyla onun Fatma Tuncer tarafından yapılan bez bebeklerini katılımcı müzelere armağan etti. Biz kendi kültürünün unsurlarını öne çıkaran sanatçılara pek alışık olmadığımız için Sunay Akın’ın bu tercihinin son derece önemli olduğunu ve köklerimize duyarlı bir şâir, çağdaş bir tahkiye ustası olarak her türlü takdiri hak ettiğini, haddimiz olmayarak, belirtmeliyiz. Hep bunları dillendirdik; ama istek ve hedeflerimiz birer “yönseme”, gerçekleşmemiş eğilimler olarak kaldı. Oysa Sunay Bey kayın ağacının gövdesinde yaşayan Kübey Hatun’un usâresinden eski kültürümüze yeniden hayâtiyet kazandırmanın neşeli bir formülünü hem de oyuncaklar aracılığıyla buldu ve uluslararası bir toplantıda tanınmasını sağladı. Ne kadar teşekkür etsek azdır.

 


[1] Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Kamal ABDULLA, Mitten Yazıya Gizli Dede Korkut, 2012, Ötüken Neşriyat, İstanbul.

[2] Bahaeddin ÖGEL, Türk Mitolojisi, 2010, TTK, Ankara c. I, s. 99, 106; c. II, s. 482.

[3] Fuzuli BAYAT, Türk Mitolojik Sistemi, 2007, Ötüken Neşriyat, İstanbul, c. II, s. 59.

Tek Tarz-ı Siyaset

Bize Ulaşın


Email : tektarzisiyaset@gmail.com

Bizi Takip Edin